Sanal müzemiz 24 saat açıktır

KOCAELİ ARKEOLOJİ MÜZESİ ZİYARETİ

BirKültür çalışanları ile müze gezileri serisinde ocak ayında Kocaeli Arkeoloji Müzesi; Atatürk, Redif ve Etnografya Müzesi ve Kasr-ı Hümayun Saray Müzesi’ni ziyaret ettik. BirKültür olarak müzelerin bilinirliği, görünürlüğü ve kültürel etkileşimlerinin artırılmasına yönelik bir misyon ile her ay bir müze belirlenip bu doğrultuda hem görülmedik müzeler ile iş birlikteliği yaratmak hem de adeta bir müze gönüllüsü olarak neler yapabileceğimizi konuşmak üzere yola çıkıyoruz.

Ankara tren garında sabahın ilk saatlerinde bir heyecanla hangi vagon hangi koltuk telaşı ile yerlerimizi alıp yaklaşık iki buçuk saatlik yolculuğumuza başlamış olduk. Hızlı trenin şans eseri cam kenarı bir koltuğunda oturup yol boyunca doğanın muhteşem sanatını izlemeye koyuldum. Uçsuz tarlalar ile bozkırın tadını çıkarırken yol biraz daha ilerleyince yerini ormanlar, ağaçlar almaya başladı. Hayranlıkla cama iyice sokulup hem o güzelim kasabaları hem o güzelim tren garı binalarını izleyerek İzmit’e gelmiş bulunduk. Trenden indiğimizde ilk karşılaştığımız yer Kocaeli Valiliği Sergi Salonu oldu. Daha öncesinde müzeye gitmediğimiz için ilk olarak bu alana bağlı bir yer zannettik fakat hemen arkasında geniş bir bahçe içerisine kurulu Arkeoloji Müzesi ile karşılaştık. İzmit tren istasyonunun bulunduğu kompleks içinde yer alan bu müze Alman asıllı mimar Otto Ritter tarafından yapılmıştır.

İzmit Tren İstasyonu’nun tamir atölyesi, hangarı, su deposu, lojman binası ve tekel deposu gibi yapıları 2007 yılından itibaren çağdaş müzecilik anlayışı çerçevesinde Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya müzesine dönüştürülmüş. Müzenin bahçesinden bahsedecek olursam; müzenin bahçe teşhirinde sergilenen eserlerin büyük bir çoğunluğu, İzmit sınırları içerisinde yapılmış sondaj, kazı ve hafriyat çalışmalarında açığa çıkan eserler olmakla birlikte, müsadere yoluyla müzenin envanterine kazandırılmış eserler de mevcuttur. Müze bahçesi, Güvenlik Kontrol Noktası girişinden itibaren adacıklara ayrılarak tanzim edilmiş, böylece sergileme esnasında, bir konsept bütünlüğü oluşturulmaya çalışılmış. Müzenin bahçesinde sergilenen eserler ağırlıklı olarak M.S. I-III yüzyıllar arasına tarihlendirilebilmekte olup, hatırı sayılır oranda Geç Roma ve Bizans Dönemine ait eserler ile az da olsa Geç Helenistik Döneme tarihlendirilen eserler de mevcut. Sergilenen eserler arasında sayısal açıdan en yoğun gruplardan birini Lahit Teknesi ve Kapakları, bir diğerini ise genellikle M.S. II.-III. Yüzyıllara tarihlendirilebilen Mil Taşları oluşturuyor. İkinci sırada ise, Mermer Sunak ve Yazıtlar bulunmaktadır. Ardından Kadın ve Erkek Heykellerinden bahsetmek gerekir ki, bunların içerisinde Sonsuzluk Geniusu ile Kandıra Kumköy’de bulunmuş Mevsim Heykellerini saymak gerekir. Bunların dışında müzenin bahçesinde Helenistik Dönemden başlayıp, Bizans Dönemine kadar muhtelif form ve ebatlarda Sütün Başlıkları, Sütun Şaftları ve Sütun Altlıklarını görmek mümkün. Ayrıca, Mehmet Ali Paşa Mezar Odası ve Pamukova Mezar Anıtı da yine bahçede sergilenmekte. Bahçe teşhiriyle ilgili son olarak, teşhir salonu önündeki pithoslardan ve bahçe girişinin sol tarafına konumlandırılmış olan Osmanlı Dönemine ait Mezar taşları, Çeşme Aynaları ve Osmanlı topları da görülmektedir.

Müzenin girişinde ziyaretçileri tüm ihtişamıyla antik dünyanın en önemli mitolojik kahramanlarından biri olan Herakles (Herkül) heykeli karşılamakta ve oldukça ilgi çekici bir alanda yer almaktadır. Bu heykel Dünya’nın en büyük ikinci Herakles (Herkül) heykelidir. Herakles, insanın doğaya karşı yenilmez oluşunu, kuvvet ve dayanıklılığı simgeler. İnsanlığı doğanın afet ve musibetlerden daima koruduğuna inanılır.

Müzenin birinci bölümünde ziyaretimiz sırasında ilk olarak 30.000 yıl önce Kefken’i mesken tutmuş taş çağı insanların, 2700 yıl önce Megara’dan yola çıkarak Başiskele’ye yerleşip Astakos şehrini kuran Megaralıların öyküsü; Roma’ya başkentlik yapmış dünyanın dördüncü büyük kentinden, Konstantin’in yaşamını şekillendirmiş olan şehrin tarihine; Nikomedia’nın, İznikmid’in, İzmit’in, Kocaeli’nin hikâyesi bulunmaktadır. Müzenin diğer bölümlerinde Klasik ve Helenistik dönemlere tarihlenen eserler, Roma dönemine tarihlenmiş zafer kazanmış komutanlar, başarılı olmuş sporcular, onurlandırılmış insanlara ait mermer büstler ve Orta Çağ, Bizans Dönemi buluntularına yer verilmektedir.

Roma İmparatorluğu’nun yıkılıp, merkezi güçlerin hâkimiyetinin yitirildiği ve feodal beylerin egemenliğinin olduğu dönemin (Orta Çağ) izlerini yansıtan seramik, bronz ve kandil gibi günlük yaşantının izlerini yansıtan eserler bu bölümde ziyaretçileri karşılamaktadır. Müze girişinin sol tarafında bölgenin sualtı kültürel miras zenginliğini gösteren amphoralar ve antik dönem denizciliğiyle ilgili bilgiler bulunmaktadır. Müzenin giriş bölümünde yer alan sikke seksiyonunda Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma, Doğu Roma, Abbasi, Sasani, Emevi, Osmanlı gibi neredeyse tüm çağları kapsayıcı geniş bir koleksiyon yer almaktadır. Müze girişinin sol tarafında bölgenin sualtı kültürel miras zenginliğini gösteren amphoralar ve antik dönem denizciliğiyle ilgili bilgiler bulunmaktadır.

Bu müze ziyaretimiz sonrasında ise Kasr-ı Hümayun Müzesine geçtik. Burada çok değerli bir rehber olan Ali Bey bizlere eşlik ederek yapıyı anlatmaya başladı. İlk olarak tarihçesi ve mimarisini anlatırken ben de bir yandan eşsiz av köşkünün manzarasını seyrediyordum.

Kısaca tarihçesi ise şu şekilde: Padişaha ait saray anlamına gelen Av Köşkü Saray Müzesi (Kasr-ı Hümayun), İzmit’e hakim bir noktada ziyaretçilerini karşılamaktadır. İlk köşkün IV. Murat (1623 – 1640) döneminde ahşap olarak inşa edildiği anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde, IV. Murat döneminde buraya bir köşk yaptırıldığından bahseder. Yine 1745 yılında İzmit’e gelen Fransa konsolosu Charles de Peysonnel’in yaptığı İzmit çiziminde de, IV. Murat tarafından yaptırılmış köşk tasvir edilmiştir. Daha sonraki yıllarda deprem, yangın gibi afetler neticesinde tekrardan yapılmıştır. Son halini Sultan Abdülaziz Döneminde (1861-1876) almıştır. Günümüze ulaşan yapının mimarının Balyan ailesinden Garabet Balyan (1800-1866) olduğu yaygın bir görüştür. Ancak bazı araştırmacılara göre yapı Sarkis Balyan’a tarafından tamamlanmıştır. Köşk restore edilerek 2007 yılında Saray-Müze olarak ziyarete açılmıştır.

Yapının mimarisi ise şu şekilde; yüksek duvarlarla çevrili avlunun ortasında bulunan kâgir sistemde inşa edilmiş olup, iki katlıdır. Yapının güney cephesinde giriş aksı öne çekilerek vurgulanmıştır. Mermer kaplı giriş, çift yönlü basamaklarla ulaşılan basık kemerli kapı ve iki yanda dikdörtgen açıklıklı birer pencereyle düzenlenmiştir. Zemin kat, yuvarlak madalyonlarla hareketlendirilmiş dikdörtgen panolarla sınırlandırılmıştır. Üstte ve alta silmeyle sınırlanan kapı kemerinin iki yanında oluşan boşluklar, çarkıfelek tarzında süslemelerle doldurulmuştur. Saray Müze; Atatürk Odası, Kabul Salonu, Dinlenme Odası, Yatak Odası, Hünkâr Hamamı, Teşhir Vitrinleri ve Objeleri bölümlerinden oluşur.

Kasr-ı Hümayun Saray Müzesi

Ayrıca diğer önemli özelliği ise M. Kemal Atatürk’ün 16 Ocak 1923 de ilk basın toplantısını burada yapmasıdır. Basın tarihinde önemli bir yere sahip olan bu toplantıda, Atatürk, Cumhuriyet’i kurma fikrini ilk kez dile getirmiş, cumhuriyet ile ilgili temel düşüncelerini basın ile paylaşmıştır.

Bu alandaki gezimizin devamında oldukça dikkat çekici mimarisi ile Atatürk, Redif ve Etnografya Müzesi’ni gezmeye başladık. Bu müze İzmit Redif Dairesi’nin ilk olarak İzmit Mutasarrıfı Hasan Paşa tarafından Sultan Abdülaziz döneminde (1861–1876) Kasr-ı Hümayun ile birlikte yaptırıldığı belirtilir. Yapının mimarı bilinmemektedir. Yapı 2012 yılında Atatürk ve Redif Müzesi adı altında ziyarette açılmıştır. İçerisinde İzmit’in Kuvayı Milliye Dönemi ve dönemin kahramanlarına ilişkin belgeler, askeri merasim ürünleri, silahlar, kılıçlar; Mustafa Kemal Atatürk’ün Savarona Yatı’nda kullandığı eşyalar, Osmanlı’nın seçkin kültürüne ait gümüş, tekstil eserler gibi genişçe bir koleksiyon ziyaretçilerin ilgisine sunulmuştur. Ayrıca müzenin 2022 yılından itibaren yeni teşhir projesi kapsamında yenilenerek Osmanlı Dönemine ait kadın erkek giyimi, aydınlatma araçları, saatler, para ve tütün keseleri, Hereke halısı, Karamürsel sepeti gibi eserlerin sergilendiği yenilenmiş teşhiri ile ziyaretçilerini beklemektedir.

Bu gezilerin ardından ucu ucuna trenimize yetişiyor ve tekrardan Ankara ya doğru yola çıkıyoruz. Hepimizin elinde pişmaniyeler yüzlerde mutluluk ve yeni müze görmenin vermiş olduğu keşfetme ve yeni yer görmenin verdiği yorgunlukla dingin bir yolculuğu tamamlayıp bir günü güzel anılar ile kapatıyoruz.

İbrahim Ethem Kandemir