Sanal müzemiz 24 saat açıktır

BİYOSFER MÜZE

Biyosfer Müze -Hacettepe Biyoçeşitlilik Müzesi- Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde yer alan Türkiye’nin doğal çeşitliliğini bilimsel sergilerle tanıtan önemli merkezlerden biridir. Müze, 22 Mayıs 2023 tarihinde, Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nde kapılarını ziyaretçilere açmıştır.

Dört yıldır okuduğum Hacettepe Beytepe Kampüsü’nde bulunan Biyosfer Müzesi’ne gidebilme fırsatı bulamamıştım. Ancak BirKültür vesilesiyle bu deneyimi yaşamak benim için çok değerliydi. İçimde biriken merak, sanki yıllardır kapalı kalmış bir kapının ardında sabırla bekliyordu. Biyosfer Müzesi’ne girdiğimde beni kocaman bir DNA eseri karşıladı. Sarmal yapının ihtişamı büyüleyiciydi. Okları takip ederken heyecanım giderek arttı. Sanırım bir anlatıcıdan ziyade kendi adımlarımla keşfetmek, her detayı kendim fark etmek bana daha anlamlı geldi. Çünkü bazen insan, bilgiyi duymaktan çok hissetmek ister.

Aşağıya indiğimde büyük bir kapı beni karşıladı ve içeri girdim. O an sanki bambaşka bir evrene adım atmıştım; büyük patlama ve gezegenler önümde uzanıyordu. Evrenin doğuşunu anlatan görsellerin karşısında, insanın ne kadar küçük ama bir o kadar da anlamlı olduğunu hissettim. Hayvanlar âlemine doğru ilerlerken mikroorganizma dünyasına adım attım. Gözle görülmeyecek kadar küçük canlıların bile böylesine önemli görevler üstlenmesi beni hayrete düşürdü. Her birinin adı farklıydı ve hepsinin kendine özgü bir rolü vardı. O an anladım ki yaşam, görünenden çok daha derin ve karmaşık bir uyumun eseriydi. Sonrasında deniz kabuklarıyla karşılaştım. Gördüğüm en güzel deniz kabukları buradaydı. Aralarında parlayan, sedefli bir deniz kabuğu özellikle dikkatimi çekti. Ona baktığımda denizin sessizliğini ve derinliğini hissettim; sanki okyanusun kalbinden kopup gelmişti.

 

 

 

İlerledikçe en çok şaşırdığım bölüme geldim; böcekler. Çoğu zaman bir böcek gördüğümde irkilirim ya da uzaklaşmak isterim. Ancak burada onlara dikkatle bakınca ne kadar kusursuz bir düzene sahip olduklarını fark ettim. Hepsi ekosistemin vazgeçilmez bir parçasıydı. Sonra kelebekleri gördüm ve içimden, “Ne kadar da güzeller,” dedim. Oysa kelebekler de birer böcektir. Sırf renkleri ve zarif kanatları nedeniyle onları diğer böceklerden ayrı tutuyoruz; uğur böceğini de buna örnek gösterebilirim. Bu bölüm bana insanların da çoğu zaman dış görünüşe göre değerlendirildiğini düşündürdü. Doğa ise sessizce şunu fısıldıyordu: Her canlının, her insanın kendine özgü bir değeri ve güzelliği vardır. Biraz daha müzede dolaştıktan sonra kuşlara geldim. Öğrendiğim bir bilgi beni çok etkiledi: Günümüzde yaklaşık 10.400 kuş türü bulunmaktadır. Daha da ilginci, kuşlar yerin manyetik alanını algılayarak ve topografik işaretleri tanıyarak göç yollarını takip edebilmektedir. Gökyüzünde süzülen bir kuşun aslında görünmez bir pusulaya sahip olduğunu bilmek bana doğanın mucizelerini bir kez daha hatırlattı. Büyük memeli hayvanlara doğru yavaş yavaş ilerlerken kendimi bir ormanın içindeymiş gibi hissettim ve biraz ürperdim. Çünkü buradaki hayvanlar neredeyse canlı gibiydi. Atmosfer o kadar gerçekçiydi ki bir an nefesimi tuttuğumu fark ettim. Doğa, tüm ihtişamıyla karşımda duruyordu.

 

Adımlarım ilerlerken merakla beklediğim gerçek insan kadavrasını gördüm. Yanına gidip yakından bakmak için sabırsızlandım. İncelediğimde çok etkilendim; adeta donup kaldım. Elleri, tırnakları ve yüz hatları o kadar gerçekçiydi ki sanki birazdan konuşacakmış gibi hissettim. Kadavrayla ilgili bilgileri okurken su ve yağ dokularının yerini belirli plastik maddelerin aldığını, bu sayede dokunulabilen, kokmayan ve çürümeyen örnekler oluşturulduğunu öğrendim. Bilim, insan bedenini bile zamana meydan okuyan bir bilgi kaynağına dönüştürmüştü. Adımlarım devam ettikçe bu müzeden hiç ayrılmak istemediğimi fark ettim. Çünkü her sergi, benden bir parça alıp yerine yeni bir düşünce bırakıyordu. Oradan çıktığımda yalnızca bir müzeyi gezmiş değildim; evrene, doğaya ve kendime dair yeni pencereler açmıştım.

Bu değerli deneyimin gerçekleşmesinde katkı sunan, başta Prof. Dr. Selim Sualp Çağlar, Prof. Dr. Uğur Erdener ve Prof. Dr. Mehmet Cahit Güran olmak üzere emeği geçen tüm kıymetli hocalarıma ve daha birçok isme gönülden teşekkür ederim. Ayrıca bu anlamlı deneyimi yaşamama imkân sağlayan ve bu unutulmaz deneyimi yaşamama vesile olan BirKültür’e de içtenlikle teşekkür ederim.

 

 

 

 

 

 

 

Elif Budak