Kapadokya’nın tozlu, sarı coğrafyası pek çok jeolojik, tarihsel ve kültürel gizemi içinde barındırır. Bunların bazıları yüzlerce, hatta binlerce yıl öncesine dayanır. Mustafapaşa beldesi, böyle gizlerin pek çoğunun toplandığı tarihi bir merkezdir. Tarihi yüzlerce yıla dayanan belde, konakları, kiliseleri ve freskleriyle gelenleri hayrete düşürür. Bu hayretin başında da kaba kayaların içerisinde böyle bir zarafetin olamayacağına dair içsel kanı gelir. Gelen, bu şaheserler karşısında hayrete düşer.
Kapadokya, Roma döneminde zulümden kaçan Hıristiyanların saklandıkları ve inançlarını yaydıkları bir merkezdir. Gözlerden uzak, kimsenin gelmek istemeyeceği, verimsiz, çorak bir yer olarak görünür uzaktan bakıldığında. Ama çoraklık, sırf varlığıyla yeni şeylerin yeşermesini mümkün kılar. O yüzden Hıristiyanlar ilk kiliselerini ve gözlerden saklı topluluklarını burada kurdular, kendilerini yok etmek isteyenlerden burada saklandılar. Ve bu yüzlerce yıl sürdü.
Mustafapaşa da Cumhuriyet’ten önce yoğun bir Rum nüfusun yaşadığı köylerden birisidir. O zamanki adı Sinasos’tur. Sinasos’ta Rumlar oldukça zengindir ve bu zenginlikleriyle adeta tüm yöreyi koruyup kollayan bir güce sahiptirler. O yüzden kaldıkları yeri de mümkün olduğunca zenginleştirip büyütürler. Bu büyütme sürecinde Sinasos’un tam orta yerine de bir kilise yaparlar: Eleni Kilisesi. Bu kilise bugün yol seviyesinin altında kalsa da büyük ihtimalle ilk yapıldığı zamanlarda yol hizasındaydı ve Sinasos’un merkezindeydi. Kitabesinde yazılana göreyse kilise 1729’da yapılmış 1850 yılında ise tamir edilmiştir.[i] Tarihin uzun ve acılı seyrinde çeşitli badireler atlatan yapı, bugün kısmen metruk durumda olsa da hem tarihi değerini sergileyen bir unsur olarak hem de sanat faaliyetleri için korunaklı bir yuva olarak varlığını sürdürmektedir. Bu yuva olma işlevi, son zamanlarda Mustafapaşa’nın yeniden belediye olmasıyla beraber daha da hızlanmıştır.
Son yıllarda çeşitli sergilere ve kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmış olan Eleni Kilisesi’nde gerçekleştirilen son sergi, Kapadokya Üniversitesi ve Mustafapaşa Belediyesi iş birliğiyle sanatçılar Aykut Öz ve Şeyma Tüzül Öz tarafından hazırlanan “Biz Burada Bir Meleği Tasvir Etmiyoruz” isimli sergidir. 6 Ekim – 6 Kasım 2026 tarihleri arasında ziyarete açık olan sergi öncesinde Ankara’da açılmış olsa da bu tarihlerde yeniden Kapadokya ve çevresindeki sanatseverlerle buluşmuştur. Serginin açılışına hem Kapadokya Üniversitesinden hem de Mustafapaşa Belediyesinden katılım sağlanmıştır.
![]()
Sergide, uzun zamandır birbirleriyle etkileşim halinde olan iki sanatçının on yıllara yayılan süreçlerinin sonuçlarını görme şansına ulaşıyoruz. Aykut Öz ile özdeşleşen, kimi zaman ürkütücü, kimi zaman sevimli kız çocuğu imgesi ve figürü, bu sergide de gelenleri farklı yüzleriyle karşılıyor. Öz’ün bu ürkütücü figürleri, Eleni Kilisesi’nin kısmen metruk, kısmen karanlık ve soğuk atmosferi ile birleşince sergiye gelenlerin içinde beklenmedik bir ürperti uyandırıyor. Asılan bir takım heykeller ise adeta boş kilise içerisinde süzülen hayaletlermiş gibi hissettiriyor.
Şeyma Tüzül Öz ise bir sanat eğitimcisi olarak, edebiyattan esinlenen eserleriyle ziyarete gelenleri görsellik ile edebiyatın kıyılarında bir patikaya götürüyor.
“Biz Burada Bir Meleği Tasvir Etmiyoruz” ismiyle Kapadokya arasında doğrudan bir bağlantı kurulabilir. Zira Kapadokya’nın kayalarına oyulmuş onlarca kilisede pek çok fresk vardır. Bunların pek çoğu da melekleri tasvir eder. Bir zamanlar sanatçılar melekleri tasvir etmişlerdi, evet; ama biz artık melekleri tasvir etmiyoruz veya sadece melekleri tasvir etmiyoruz.
Melekler de dâhil olmak üzere onlarca başka şeyi tasvir ediyoruz.
Kaynaklar:
[i] https://mustafapasakapadokya.org/tr/kalasa-mevkiideki-kiliseler/